Hafta Hafta Gebelik
Gebelik Genel Bilgiler
Gebelikte Merak Edilenler
Gebelik ve Enfeksiyonlar
Gebelik ve Tarama Testleri
Riskli Gebelikler
Anormal Gebelikler

Uterus Hastalıkları
Serviks (Rahim Ağzı) Hastalıkları
Vajen Hastalıkları
Hormonal Bozukluklar
Over (Yumurtalık) Hastalıklar
Jinekolojik Kanserler

Doğum Öncesi izni
Normal Doğum
Sezaryen
Ağrısız Doğum

Lohusalık
Anne Sütü

Aile Planlaması Yöntemleri

Menopoz
Osteoporoz

İnfertilite Genel Bilgiler
Tanısal Testler

 

 

OSTEOPOROZ NEDİR?


 
Osteoporoz , kemik dokusunun azalması ve yapısının zayıflaması sonucu daha kolay kırılabilir hale gelmesine yol açan bir hastalıktır
 

Osteoproz hangi kemikleri etkiler?

 
Vücutta kortikal kemik ve trabeküler kemik olmak üzere iki ayrı kemik türü vardır.
1-Kortikal kemik. Tüm vücut kemiklerinin %80inini oluşturur.
2-Trabeküler Kemik Arı peteği yapısında ve yüzey alanı kortikal kemiğe oranla daha geniş bir kemik türüdür.Trabeküler kemik omurgalarda ve uzun kemiklerin uç kısımlarında yer alır.


 
Osteoproz en sık vücudun yükünü taşıyan ve trabeküler yapıda olan omurları etkiler. Tüm Osteoproz olgularının %47'si omurlarda, %20'si kalçada (uyluk kemiğinin baş kısmında), %13'ü bileklerde ve %20'si diğer kemiklerde görülür.

 
Bunun sonucunda özellikle ileri yaşlarda omurlardaki çökme kırıklarına bağlı olarak boyda kısalma olabileceği gibi (bir kadının ileri yaşlarda boyu 15-20 cm.ye kadar kısalabilir!), hafif düşmeler sonucunda ya da kendiliğinden, başta kalçada olmak üzere diğer kemiklerde hayatı tehdit eden kırıklar meydana gelebilir

Osteoporoz  Çeşitleri


Birinci tip osteoporoz (Post Menopozal Osteoporoz)

Östrojen, kadınlarda büyük miktarlarda yumurtalıklar tarafından üretilir. Östrojen kemik yıkımını engeller. Belli bir yaşa gel,nce Yumurtalık fonksiyonları azalmaya ve bitmeye başlar, kadınlar adetten kesilir. Bu döneme menapoz denir.. Yumurtalık faaliyetlerinin bitmesi vücuttaki östrojen miktarını birden bire düşürür. Kemik yıkan hücreler kontrolsüzce kemikleri yıkmaya başlarlar.

Ikinci tip osteoporoz  (Yaşlılık Osteoporozu)

Kemiklerdeki yıkım fazlalığı yaş ilerledikçe belirgin bir hal alır ve özellikle 70 yaşından sonra kendini gösterir. Normal koşullarda insanlar bir oturma mesafesinden yere düşerler ise bir şey olmaz. Ancak bu hastaların çok daha kısa mesafelerden düşmeleri ile veya basit bir hapşırmaları ile kemiklerinde kırıklar meydana gelmektedir.

Üçünçü tip osteoporoz( Sekonder Osteoporoz)

başka bir nedene bağlı olarak ortaya çıkar. Sıklıkla kortizon kullanan hastalarda görülür. Astım, allerji, romatizmal hastalıklar veya diğer nedenler ile kortizon kullanan hastaların kemiklerinde, ilacın uzun kullanımdan sonra ortaya çıkar.  
 
 

Osteoporozda  risk faktörleri:

Yaş ilerledikçe osteoporoz riski artmaktadır, özellikle kadınlarda 65 yaş üzerinde ve erkeklerde 70 yaş üzerinde

40 yaştan sonra travma olmaksızın geçirilmiş kırık öyküsü

Kadınlarda düşük östrojen, erkeklerde düşük testosteron düzeyleri

Erken Menopoz

Sigara ve alkol kullanıyor olmak veya geçmişte sigara içme öyküsü

Kalsiyum eksikliği

Genetik faktörler

Bazı hastalıkların bulunması

Bazı ilaçların sürekli kullanımı

Hareketsizlik

Güneş ışığından yeterince yararlanmama

Osteoporozda Bulgular
Kronik sırt ağrısı
Boy kısalması
Bacak kramplar
Eklem ağrıları
Diş eti problemler
Diş kaybı

Osteoporoz ile ilişkili olan hastalıklar:

Çölyak hastalığı

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı, astım bronşiale

Hiperparatiroidi

Hipertiroidi

İnflamatuvar barsak hastalığı

Böbrek taşı hastalığı

Romatoid artrit hastalığı

Kanser

Osteoporoz ile ilişkili kemiğe olumsuz etkisi olan ilaçlar:

Epilepsi ilaçları

Meme kanseri için kullanılan bazı ilaçlar

Kortizon

Proton pompa inhibitörleri

Selektif seratonin geri alım inhibitörleri

Tiroid hormon tedavisi

Lityum

Metotrexat

OSTEOPOROZDAN KORUNMA VE BESLENME

 
Çocuklar ve ergenlerin kemik gelişimi açısından uymaları gereken unsurlar: 

Yeterli kalsiyum alımı,

Güneş ışığından yararlanma ve yaşa uygun yeterli D vitamini alımı,

Yeterli protein alımı,

Düzenli fizik aktivite

Sigara ve alkolden den uzak durma

Aşırı tuz tüketiminden kaçınılmalıdır.

İnsanda kemik kaybı genellikle 40’lı yaşlardan sonra başlar ve kaybedilen kemikler kadar yerine yenisi konamaz. Menopoz sonrası kadınlarda kemik kaybı hızlanır. Erkeklerde kemik kaybı 50’li yaşlarda başlar ancak kayıp hızı daha yavaştır. Osteoporoz ve kırık gelişiminin engellenmesi için 50 yaş üzeri erişkinlerde günlük 1200 mg kalsiyum alımı önerilmektedir. Bu miktar mümkün olduğunca diyetle alınmalı, alınamıyorsa kalsiyum ek desteği verilmelidir.
D vitamini de kemik sağlığı, kalsiyum emilimi, kas gücü ile denge ve düşme riski açısından önemli role sahiptir. 50 yaş üzeri erişkinlerde önerilen günlük D vitamini dozu 800-1000 IU’dir. Diyetle yeterli miktarda alınması mümkün olmadığı için destek tedavisi verilmesi önerilmektedir.
Aşırı tuz kullanımı idrardan kalsiyum atılımını arttırır
Proteinin yetersiz alımı kalça kırıkları için risk oluşturabilir ve kırık olan hastalarda iyileşmenin gecikmesinde rol oynayabilir. Proteinin yetersiz alımı ile kas gücü ve kütlesinde azalma ile düşme ve kırık riskinde artış izlenir. Günlük 1g/kg protein alımı önerilmektedir.
Düzenli yük bindiren ve kas güçlendirme egzersizleri ile denge egzersizleri düşme ve kırık riskini azaltma için önerilmektedir. Bu egzersizler ile kas gücü,postür ve dengede düzelme sonucu düşme riski azalmaktadır. Ayrıca egzersizler kemik yoğunluğunu orta derecede arttırabilirler. Düzenli fizik aktivite hem osteoporozdan korunma hem de genel sağlık için tüm yaşlarda önerilmektedir.

Egzersiz programına başlanmadan önce doktor muayenesi gereklidir. Düşme risk faktörleri ve önlemlerin bilinmesi de kırık engellenmesinde önemlidir.)
Ayrıca osteoporozdan korunmada sigaradan uzak durulması ve aşırı alkol alımı önlenmesi de gereklidir.
 

OSTEOPOROZ TANISI NASIL KONUR?


 
Osteoporozun tanısı Dual Enerji X Ray Absorbsiyometri (DEXA) yöntemi kullanılarak elde edilen değerlere ve kırık varlığına göre konulmaktadır. DEXA dünyada en yaygın olarak kullanılan ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından da osteoporoz tanısında altın standart olarak önerilen tekniktir. DEXA ile yapılan kemik mineral yoğunluğu ölçümünün amaçları tanısal kriterler sağlamak, gelecekteki kırık olasılığı hakkında prognostik bilgi edinmek ve tedavi edilen ve edilmeyen hastalarda hastalığın doğal seyrini izlemek amacı ile bir başlangıç değerlendirmesi yapmaktır. Ölçümler omurga, kalça, tüm vücut ve önkoldan yapılabilmektedir.
 

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ TANIMLAMASI İLE DEXA SONUÇLARININ YORUMLANMASI:

 
NORMAL: Genç erişkine göre kemik mineral yoğunluğunun veya kemik mineral içeriğinin 1 standart sapmanın altında olmasıdır (T skoru > ya da eşit -1).
 
OSTEOPENİ (Düşük Kemik Kütlesi): Kemik mineral yoğunluğunun genç erişkine göre -1 ile -2.5 standart sapma arasında olmasıdır (T skoru > -2.5 ve T skoru < -1 ).
 
OSTEOPOROZ: Kemik mineral yoğunluğunun genç erişkine göre 2.5 standart sapma ya da daha düşük olmasıdır (T skoru -2.5 ya da daha düşük).
 
YERLEŞMİŞ OSTEOPOROZ: Kemik mineral yoğunluğunun genç erişkine göre 2.5 standart sapma ya da daha altında olması ve ek olarak bir veya daha fazla frajilite kırığı saptanmasıdır.
yaşam koşulları, fiziksel aktivite ve egzersiz eksikliği, kemik sağlığını olumsuz etkileyen çeşitli hastalıklar ile kullanılan ilaçlar gibi etkenler de hastalığın ortaya çıkmasında önem taşımaktadır.
 
OSTEOPOROZUN MEDİKAL TEDAVİSİ
Osteoporozda medikal tedavi yaklaşımları ile kırıkların önlenmesi, kemik mineral yoğunluğunun arttırılması, hastalığa bağlı belirtilerin iyileştirilmesi ve hastanın yaşam kalitesinin arttırılması hedeflenmektedir. Kemik yoğunluk ölçüm sonuçları kişisel risk faktörleri ile birlikte değerlendirilerek ilaç tedavisi konusunda hekim tarafından karar verilmektedir.
 

Hormon Replasman Tedavisi

Uzun yıllar postmenopozal osteoporozun tedavisinde östrojen ile östrojen ve progesteron kombinasyonu önerilmiş ve omurga ve omurga dışı kırıklar üzerinde etkili oldukları görülmüştür. Hormon replasman tedavisi kesildikten sonra kemik kaybının menopoz sonrası dönemdeki gibi devam ettiği bilinmektedir. Yapılan son bir çalışmada beş yıldan uzun süreli östrojen/progesteron kullanan kadınlarda meme kanseri, inme ve kalp damar hastalıklarından görülme oranının artmış olduğu gösterilmiştir.
 Hormon replasman tedavisinin uzun dönemde yan etki riskinin yararlarından daha fazla olması nedeni ile şu anda osteoporoz tedavisinde hormon replasman tedavisi önerilmemektedir. Postmenopozal dönemdeki semptomlar (sıcak basması, terleme gibi) başka yöntemlerle kontrol altına alınamıyorsa hormon tedavisi yakın hekim kontrolü altında düşük dozda ve kısa süreli olarak kullanılmaktadır.
 

SELEKTİF ÖSTROJEN RESEPTÖR MODÜLATÖRÜ (RALOKSİFEN)

Vücutta östrojen reseptörü bulunan dokularda etkili olan bir ilaç olan selektif östrojen modülatörü grubundan postmenopozal osteoporozda kullanılan tek ilaç Raloksifendir. Bu ilacın vücutta bazı dokularda (kemik ve lipoproteinler üzerinde) östrojen benzeri, bazı dokularda da (meme ve uterus) östrojen zıttı şeklinde etkili olduğu bilinmektedir. Kemik dokuda östrojen benzeri etki ile kemik kaybını azaltır. Meme dokusunda östrojen zıttı etki göstermesi ile invaziv meme kanseri riskinde de % 60 oranında azalma sağladığı gösterilmiştir. Bu yönüyle östrojenlerden daha farklı bir etki profili olan güvenli ilaçlardır. Raloksifenin nadir görülen en ciddi yan etkisi derin ven trombozudur.. Menopoz sonrası dönemde sıcak basmasını arttırabilir.

BİFOSFONATLAR

Bifosfonat grubu ilaçlar kemik yıkımından sorumlu olan osteoklast denilen hücrelerin sayısında ve aktivitesinde azalmaya neden olurlar. Kemik yıkımını önleyen güçlü bir ilaç grubu olarak bifosfonatlar uzun yıllardır postmenopozal osteoporozun tedavisinde kullanılmaktadırlar. Yapıları birbirinden farklı olan çeşitli bifosfonatlar bulunmakta ve etkileri birbirlerinden farklı olabilmektedir. Alendronat, risedronat, etidronat, ibandronat ve zoledronik asit bu gruptaki ilaçlardır.

Bifosfonatlar kullanılırken dikkatli olunması gereken kurallar

 Bifosfonat grubu ilaçların mide-barsak sisteminden emilebilmesi için ağızdan alınan ilaçların sabah aç karnına ve sadece su ile alınması, sonrasında da yarım saat kadar herhangi bir besin yenilip içilmemesi gerekmektedir.
 Bu grup ilaçlarda en sık rastlanan yan etki olan gastrointestinal sistem sorunlarının önlenmesi için de ilacın bol su ile alınması yanı sıra ilaç alındıktan sonra Alendronat ve Risedronat için  yarım saat İbandronat için bir saat dik pozisyonda kalınması (oturma, yürüme, ayakta durma) önerilmektedir. İlacın güvenli kullanımı ve etkili olabilmesi için kişilerin bu konu ile ilgili özellikle dikkatli olmaları gerekmektedir. Kalsiyum içeren gıdalar ve kalsiyum tabletleri bifosfonatların emilimini olumsuz etkilediği için farklı zamanlarda alınmaları önerilmektedir.
Etidronat: Aralıklı kullanım şeklinde önerilen bu ilaç günümüzde daha etkin bifosfonat türevlerinin kullanıma girmesi ile ve uzun dönemde etkinliği de tam olarak kanıtlanmadığı için osteoporoz tedavisinde tercih edilmemektedir.
Alendronat: Güçlü bifosfonatlardan olan bu ilacın kırığı olan ve olmayan postmenopozal dönemdeki kadınlarda kırık ortaya çıkma olasılığını azalttığı gösterilmiştir. Yine yaşlılığa bağlı osteoporozun tedavisinde de etkili bir ilaç olan alendronatın omurga ve özellikle de kalça kırıkları üzerinde etkili olduğu çalışmalarda gösterilmiştir. Erkek osteoporozu tedavisinde ve kortizon kullanımına bağlı osteoporozun tedavisinde de etkili olduğu gösterilmiştir. Günlük (10 mgr) ve haftalık (70 mgr) kullanım şeklinde uygulama yapılabilmektedir. Ayrıca haftalık kullanılan aledronat preperatlarının haftalık D vitamini ihtiyacını karşılamak amacı ile 2800 IU D vitamini içeren şekli de bulunmaktadır.
Risedronat: Bu ilaç da osteoporozun önleme ve tedavisinde önerilen yaygın kullanılan bifosfonatlardandır. Alendronat gibi erkeklerdeki osteoporozun tedavisinde ve kortizona bağlı osteoporozun önleme ve tedavisinde de önerilmektedir. Osteoporozun önleme ve tedavisinde günlük 5 mgr ya da haftalık 35 mgr şeklinde kullanılmaktadır. 
 
İbandronat: Postmenopozal osteoporozun tedavisinde ve önlenmesinde onayı olan İbandronat aylık kullanım şeklinde uygulan bir bifosfonattır. Özellikle omurga kırıklarını azalttığı çalışmalarda gösterilmiş olan İbandronat önleme ve tedavide aylık 150 mgr olarak önerilmektedir.
Zoledronik Asit: Dünyada osteoporoz tedavisinde kullanımı 2007 yılında onaylanmış ülkemizde de onaylanma süreci tamamlanmak üzere olan Zoledronik asit yılda bir kez damar yolu ile  uygulanabilen ilk ve tek osteoporoz ilacıdır.
Bifosfonatların genel yan etkileri: Osteoporoz tedavisinde kullanılan bifosfonatların tümünde
kemik, eklem ve kas ağrısı şeklinde yan etkiler ortaya çıkabilmektedir. Ağızdan alınan ilaçlarda
mide ve barsak sistemini ilgilendiren bulantı,
yutma güçlüğü,
midede yanma, yemek borusunda tahriş ve yanma,
midede ve yemek borusunda ülser gibi yan etkiler görülebilir.
Kullanım konusunda dikkat edilmesi gereken kurallara uyularak bu yan etkilerin bir kısmı azaltılabilmektedir.
Damar yoluyla uygulanan bifosfonatlarda grip benzeri yan etkiler (ateş, eklem ağrısı, boğaz ağrısı) enjeksiyonu takiben 2-3 gün süre ile ortaya çıkabilmektedir. Bu yan etki İbuprofen ve Parasetamol kullanımı ile kontrol edilebilmekte ve tekrarlayan enjeksiyonlarda görülme olasılığı azalmaktadır. Çene kemiğinde osteonekroz denilen doku ölümü ortaya çıkması özellikle damar yolu ile uygulanan bifosfonatlar sonrasında ve büyük ölçüde de kanser hastalarında yapılan uygulamalar sonrasında ortaya çıkmaktadır. Hafif ve orta dereceli böbrek yetmezliği olanlarda kullanılabilir. İleri derecede böbrek yetmezliğinde önerilmemektedir.
KALSİTONİN: Vücudumuzda da salgılanan osteoklast denilen kemik yıkımı yapan hücrelerin etkisini ortadan kaldıran bir hormon olan kalsitonin osteoporoz tedavisinde uzun zamandan bu yana kullanılmaktadır. Salmon kalsitonini insan kalsitoninine göre 40-50 kat daha güçlüdür ve ilaç tedavisi olarak önerilen şekil budur. Bu ilaç burun yoluyla (nasal kullanım) ya da enjeksiyon şeklinde kullanılmaktadır. Diğer ilaçlardan farklı olarak tam olarak bilinmeyen bir mekanizma ile omurga kırığı sonrasında ortaya çıkan şiddetli ağrının tedavisinde etkili olduğu için özellikle osteoporoza bağlı omurgasında çökme şeklinde ani kırığı olan hastalarda tercih edilmektedir.
STRONSİYUM RANELAT: Bu ilaç hem kemiğin yıkımını azaltır ve hem de yapımını arttırır. Bu çift yönlü etkisi ile diğer ilaçlardan farklıdır. Günlük 2 gram saşe formunda preperatları mevcut olan bu ilacın emilimi yiyeceklerle ve süt ve süt ürünleri ile azalabildiği için yemek aralarında alınmalıdır. En çok önerilen kullanım şekli yatmadan önce ve akşam yemeğinden iki saat kadar sonra alınmasıdır.
Stronsiyum ranelata bağlı yan etkiler hafif ve geçicidir ve en sık olarak mide bulantısı ve diyare görülmektedir. Tedavinin başlangıcında görülen bu yan etki daha sonra ortadan kalkabilmektedir. Venöz tromboembolizm riskinde artış bildirilmesine karşın direkt olarak bu ilacın kullanımı ile nedensel ilişki saptanamamıştır. Ancak bu konuda risk faktörleri olan ve geçmişte venöz tromboembolizm öyküsü bulunan hastalarda kullanımında dikkatli olunmalıdır.
PARATHORMON: Parathormon ve onun analoğu olan teriparatid ilerlemiş osteoporozun tedavisinde son yıllarda kullanılmaya başlanmış olan bir ilaçtır. Uygulama bacak bölgesi ya da karın duvarından yapılan cilt altından enjeksiyonlar şeklinde olmaktadır. Kullanımı önerilen hasta grubu ileri osteoporozu ve buna bağlı kırığı olan, daha önceki osteoporoz tedavilerinden fayda görmeyen ya da bunları kullanamayacak durumda olan ve ileri osteoporozu olan hastalardır. En sık görülen yan etkiler mide bulantısı, bacak krampları ve sersemliktir. Parathormon tedavisinin kullanılmaması gereken durumlar olarak kan kalsiyumunun yüksek olması, primer osteoporoz dışında bir metabolik kemik hastalığı olması (hiperparatiroidizm, Paget hastalığı), açıklanamayan alkalen fosfataz yüksekliği, iskelet sistemini tutmuş olan bir kanser ya da kemiğe metastaz yapmış bir kanser hastalığının olması ve radyoterapi tedavisidir. Şiddeti böbrek yetmezliği de bu tedavinin kullanılmaması gereken durumlardandır. Hayvan çalışmalarında yüksek dozda teriparatidin uzun süreli kullanım sonrasında osteosarkom denilen kemik kanseri görülme sıklığını arttırdığı bildirilmiştir. İnsan çalışmalarında bu yan etki gösterilememiştir. Buna rağmen Dünya Sağlık Örgütü bu tedavinin kullanımına en fazla iki yıla kadar izin vermiştir. Osteoporoz tedavisinde önerilen toplam kullanım süresi olarak 18 aydır.

TEDAVİNİN ETKİNLİĞİ VE TEDAVİYE UYUM

Osteoporoz tedavisi uzun süreli bir tedavidir. ayrıca her bir ilaç farklı şekillerde kullanılmaktadır. İlaçtan beklenen yararın sağlanabilmesi için önerildiği şekilde ve sürede alınması önemlidir. Bunun yanında özellikle yeterli kalsiyum ve D vitamini alınması için beslenme, güneş ışığından yararlanma, düzenli egzersiz ve düşmelerden korunma da tedavi planı içinde mutlaka yer alması gereken unsurlardır. Tedavi etkinliliğinin saptanması düzenli olarak yapılan kemik yoğunluk ölçümleri ile grafilerle yapılan kırık takipleri ile (omurga kırığı açısından) olmaktadır. Ayrıca aralıklı kan ve idrar tahlilleri ile de tedaviye uyum ve kemik metabolizmasının durumu izlenmektedir.


Op. Dr. Ali Buhur

Adres: Gazi Caddesi 45/2 Burdur
Telefon:
0 248 233 28 33
GSM: 0 532 393 99 57
E-Posta: doktoralibuhur@hotmail.com

 

 
11.09.2009 12:58:13
Hamileliğin erken döneminde yükselerek önce kanda sonra da idrarda tespit edilebilir hale gelen HCG hormonu, gebelik testlerinin pozitifleşmesine sebep olmaktadır.
..devamını okuyun
27.08.2009 17:11:08
Hamileliğin erken döneminde yükselerek önce kanda sonra da idrarda tespit edilebilir hale gelen HCG hormonu, gebelik testlerinin pozitifleşmesine sebep olmaktadır.
..devamını okuyun

 

 
 
    Copyright 2009 Op. Dr. Ali BUHUR
Bu sitede kullanılan resim ve belgeler orijinal olup tüm hakları Op. Dr. Ali BUHUR’a aittir.
Tasarım ve Uygulama: Venüs Ajans