OSTEOPOROZ NEDİR?

Osteoporoz , kemik dokusunun azalması ve yapısının zayıflaması sonucu daha
kolay kırılabilir hale gelmesine yol açan bir hastalıktır
Osteoproz hangi kemikleri etkiler?
Vücutta kortikal kemik ve trabeküler kemik
olmak üzere iki ayrı kemik türü vardır.
1-Kortikal kemik. Tüm vücut kemiklerinin %80inini oluşturur.
2-Trabeküler Kemik Arı peteği yapısında ve yüzey alanı kortikal kemiğe oranla daha
geniş bir kemik türüdür.Trabeküler kemik omurgalarda ve uzun kemiklerin uç kısımlarında
yer alır.

Osteoproz en sık vücudun yükünü taşıyan ve trabeküler yapıda olan omurları
etkiler. Tüm Osteoproz olgularının %47'si omurlarda, %20'si kalçada (uyluk kemiğinin
baş kısmında), %13'ü bileklerde ve %20'si diğer kemiklerde görülür.
Bunun sonucunda özellikle ileri yaşlarda omurlardaki çökme kırıklarına bağlı
olarak boyda kısalma olabileceği gibi (bir kadının ileri yaşlarda boyu 15-20 cm.ye
kadar kısalabilir!), hafif düşmeler sonucunda ya da kendiliğinden, başta kalçada
olmak üzere diğer kemiklerde hayatı tehdit eden kırıklar meydana gelebilir
Osteoporoz Çeşitleri
Birinci tip osteoporoz (Post Menopozal Osteoporoz) Östrojen, kadınlarda büyük miktarlarda
yumurtalıklar tarafından üretilir. Östrojen kemik yıkımını engeller. Belli bir yaşa
gel,nce Yumurtalık fonksiyonları azalmaya ve bitmeye başlar, kadınlar adetten kesilir.
Bu döneme menapoz denir.. Yumurtalık faaliyetlerinin bitmesi vücuttaki östrojen
miktarını birden bire düşürür. Kemik yıkan hücreler kontrolsüzce kemikleri yıkmaya
başlarlar.

Ikinci tip osteoporoz (Yaşlılık Osteoporozu) Kemiklerdeki yıkım fazlalığı yaş ilerledikçe
belirgin bir hal alır ve özellikle 70 yaşından sonra kendini gösterir. Normal koşullarda
insanlar bir oturma mesafesinden yere düşerler ise bir şey olmaz. Ancak bu hastaların
çok daha kısa mesafelerden düşmeleri ile veya basit bir hapşırmaları ile kemiklerinde
kırıklar meydana gelmektedir.

Üçünçü
tip osteoporoz( Sekonder Osteoporoz) başka bir nedene bağlı olarak ortaya çıkar. Sıklıkla kortizon
kullanan hastalarda görülür. Astım, allerji, romatizmal hastalıklar veya diğer nedenler
ile kortizon kullanan hastaların kemiklerinde, ilacın uzun kullanımdan sonra ortaya
çıkar.
Osteoporozda risk faktörleri:
Yaş ilerledikçe osteoporoz riski artmaktadır,
özellikle kadınlarda 65 yaş üzerinde ve erkeklerde 70 yaş üzerinde
40 yaştan sonra travma olmaksızın geçirilmiş kırık
öyküsü
Kadınlarda düşük östrojen, erkeklerde
düşük testosteron düzeyleri
Erken Menopoz
Sigara ve alkol kullanıyor olmak veya geçmişte sigara
içme öyküsü
Kalsiyum eksikliği
Genetik faktörler
Bazı hastalıkların bulunması
Bazı ilaçların sürekli kullanımı
Hareketsizlik
Güneş ışığından yeterince yararlanmama
Osteoporozda Bulgular
Kronik sırt ağrısı
Boy kısalması
Bacak kramplar
Eklem ağrıları
Diş eti problemler
Diş kaybı
Osteoporoz ile ilişkili olan hastalıklar:
Çölyak hastalığı
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı, astım bronşiale
Hiperparatiroidi
Hipertiroidi
İnflamatuvar barsak hastalığı
Böbrek taşı hastalığı
Romatoid
artrit hastalığı
Kanser
Osteoporoz ile ilişkili kemiğe olumsuz etkisi olan ilaçlar:
Epilepsi ilaçları
Meme kanseri için kullanılan bazı ilaçlar
Kortizon
Proton pompa inhibitörleri
Selektif seratonin geri alım inhibitörleri
Tiroid hormon tedavisi
Lityum
Metotrexat
OSTEOPOROZDAN KORUNMA VE BESLENME
Çocuklar ve ergenlerin kemik gelişimi açısından uymaları gereken unsurlar:

Yeterli kalsiyum alımı,
Güneş ışığından yararlanma ve yaşa uygun yeterli D vitamini alımı,
Yeterli protein alımı,
Düzenli fizik aktivite
Sigara
ve alkolden den uzak durma
Aşırı tuz tüketiminden kaçınılmalıdır.
İnsanda kemik kaybı genellikle 40’lı yaşlardan sonra başlar ve kaybedilen
kemikler kadar yerine yenisi konamaz. Menopoz sonrası kadınlarda kemik kaybı hızlanır.
Erkeklerde kemik kaybı 50’li yaşlarda başlar ancak kayıp hızı daha yavaştır.
Osteoporoz ve kırık gelişiminin engellenmesi için 50 yaş üzeri erişkinlerde günlük
1200 mg kalsiyum alımı önerilmektedir. Bu miktar mümkün olduğunca diyetle alınmalı,
alınamıyorsa kalsiyum ek desteği verilmelidir.
D vitamini de kemik sağlığı, kalsiyum emilimi, kas gücü ile denge ve düşme riski
açısından önemli role sahiptir. 50 yaş üzeri erişkinlerde önerilen günlük D vitamini
dozu 800-1000 IU’dir. Diyetle yeterli miktarda alınması mümkün olmadığı için
destek tedavisi verilmesi önerilmektedir.
Aşırı tuz kullanımı idrardan kalsiyum atılımını arttırır
Proteinin yetersiz alımı kalça kırıkları için risk oluşturabilir ve kırık olan
hastalarda iyileşmenin gecikmesinde rol oynayabilir. Proteinin yetersiz alımı ile
kas gücü ve kütlesinde azalma ile düşme ve kırık riskinde artış izlenir. Günlük
1g/kg protein alımı önerilmektedir.
Düzenli yük bindiren ve kas güçlendirme egzersizleri ile denge egzersizleri düşme
ve kırık riskini azaltma için önerilmektedir. Bu egzersizler ile kas gücü,postür
ve dengede düzelme sonucu düşme riski azalmaktadır. Ayrıca egzersizler kemik yoğunluğunu
orta derecede arttırabilirler. Düzenli fizik aktivite hem osteoporozdan korunma
hem de genel sağlık için tüm yaşlarda önerilmektedir.
Egzersiz programına başlanmadan
önce doktor muayenesi gereklidir. Düşme risk faktörleri ve önlemlerin bilinmesi
de kırık engellenmesinde önemlidir.)
Ayrıca osteoporozdan korunmada sigaradan uzak durulması ve aşırı alkol alımı önlenmesi
de gereklidir.
OSTEOPOROZ TANISI NASIL KONUR?

Osteoporozun tanısı Dual Enerji X Ray Absorbsiyometri (DEXA) yöntemi kullanılarak
elde edilen değerlere ve kırık varlığına göre konulmaktadır. DEXA dünyada en yaygın
olarak kullanılan ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından da osteoporoz tanısında altın
standart olarak önerilen tekniktir. DEXA ile yapılan kemik mineral yoğunluğu ölçümünün
amaçları tanısal kriterler sağlamak, gelecekteki kırık olasılığı hakkında prognostik
bilgi edinmek ve tedavi edilen ve edilmeyen hastalarda hastalığın doğal seyrini
izlemek amacı ile bir başlangıç değerlendirmesi yapmaktır. Ölçümler omurga, kalça,
tüm vücut ve önkoldan yapılabilmektedir.
DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ TANIMLAMASI İLE DEXA SONUÇLARININ YORUMLANMASI:
NORMAL: Genç erişkine göre kemik mineral yoğunluğunun
veya kemik mineral içeriğinin 1 standart sapmanın altında olmasıdır (T skoru >
ya da eşit -1).
OSTEOPENİ (Düşük Kemik Kütlesi): Kemik mineral yoğunluğunun
genç erişkine göre -1 ile -2.5 standart sapma arasında olmasıdır (T skoru > -2.5
ve T skoru < -1 ).
OSTEOPOROZ: Kemik mineral yoğunluğunun genç erişkine
göre 2.5 standart sapma ya da daha düşük olmasıdır (T skoru -2.5 ya da daha düşük).
YERLEŞMİŞ OSTEOPOROZ: Kemik mineral yoğunluğunun
genç erişkine göre 2.5 standart sapma ya da daha altında olması ve ek olarak bir
veya daha fazla frajilite kırığı saptanmasıdır.
yaşam koşulları, fiziksel aktivite ve egzersiz eksikliği, kemik sağlığını olumsuz
etkileyen çeşitli hastalıklar ile kullanılan ilaçlar gibi etkenler de hastalığın
ortaya çıkmasında önem taşımaktadır.
OSTEOPOROZUN MEDİKAL TEDAVİSİ
Osteoporozda medikal tedavi yaklaşımları ile kırıkların
önlenmesi, kemik mineral yoğunluğunun arttırılması, hastalığa bağlı belirtilerin
iyileştirilmesi ve hastanın yaşam kalitesinin arttırılması hedeflenmektedir. Kemik
yoğunluk ölçüm sonuçları kişisel risk faktörleri ile birlikte değerlendirilerek
ilaç tedavisi konusunda hekim tarafından karar verilmektedir.
Hormon Replasman Tedavisi Uzun yıllar postmenopozal osteoporozun
tedavisinde östrojen ile östrojen ve progesteron kombinasyonu önerilmiş ve omurga
ve omurga dışı kırıklar üzerinde etkili oldukları görülmüştür. Hormon replasman
tedavisi kesildikten sonra kemik kaybının menopoz sonrası dönemdeki gibi devam ettiği
bilinmektedir. Yapılan son bir çalışmada beş yıldan uzun süreli östrojen/progesteron
kullanan kadınlarda meme kanseri, inme ve kalp damar hastalıklarından görülme oranının
artmış olduğu gösterilmiştir.
Hormon replasman tedavisinin uzun dönemde yan etki riskinin yararlarından
daha fazla olması nedeni ile şu anda osteoporoz tedavisinde hormon replasman tedavisi
önerilmemektedir. Postmenopozal dönemdeki semptomlar (sıcak basması, terleme
gibi) başka yöntemlerle kontrol altına alınamıyorsa hormon tedavisi yakın hekim
kontrolü altında düşük dozda ve kısa süreli olarak kullanılmaktadır.
SELEKTİF ÖSTROJEN RESEPTÖR MODÜLATÖRÜ (RALOKSİFEN)
Vücutta östrojen reseptörü bulunan dokularda etkili olan bir ilaç olan selektif
östrojen modülatörü grubundan postmenopozal osteoporozda kullanılan tek ilaç Raloksifendir.
Bu ilacın vücutta bazı dokularda (kemik ve lipoproteinler üzerinde) östrojen benzeri,
bazı dokularda da (meme ve uterus) östrojen zıttı şeklinde etkili olduğu bilinmektedir.
Kemik dokuda östrojen benzeri etki ile kemik kaybını azaltır. Meme dokusunda östrojen
zıttı etki göstermesi ile invaziv meme kanseri riskinde de % 60 oranında azalma
sağladığı gösterilmiştir. Bu yönüyle östrojenlerden daha farklı bir etki profili
olan güvenli ilaçlardır. Raloksifenin nadir görülen en ciddi yan etkisi derin ven
trombozudur.. Menopoz sonrası dönemde sıcak basmasını arttırabilir.
BİFOSFONATLAR
Bifosfonat grubu ilaçlar kemik yıkımından sorumlu olan osteoklast denilen hücrelerin
sayısında ve aktivitesinde azalmaya neden olurlar. Kemik yıkımını önleyen güçlü
bir ilaç grubu olarak bifosfonatlar uzun yıllardır postmenopozal osteoporozun tedavisinde
kullanılmaktadırlar. Yapıları birbirinden farklı olan çeşitli bifosfonatlar bulunmakta
ve etkileri birbirlerinden farklı olabilmektedir. Alendronat, risedronat, etidronat,
ibandronat ve zoledronik asit bu gruptaki ilaçlardır.
Bifosfonatlar kullanılırken dikkatli olunması
gereken kurallar
Bifosfonat
grubu ilaçların mide-barsak sisteminden emilebilmesi için ağızdan alınan ilaçların
sabah aç karnına ve sadece su ile alınması, sonrasında da yarım saat kadar herhangi
bir besin yenilip içilmemesi gerekmektedir.
Bu grup ilaçlarda en sık
rastlanan yan etki olan gastrointestinal sistem sorunlarının önlenmesi için de ilacın
bol su ile alınması yanı sıra ilaç alındıktan sonra Alendronat ve Risedronat için
yarım saat İbandronat için bir saat dik pozisyonda kalınması (oturma, yürüme,
ayakta durma) önerilmektedir. İlacın güvenli kullanımı ve etkili olabilmesi için
kişilerin bu konu ile ilgili özellikle dikkatli olmaları gerekmektedir. Kalsiyum
içeren gıdalar ve kalsiyum tabletleri bifosfonatların emilimini olumsuz etkilediği
için farklı zamanlarda alınmaları önerilmektedir.
Etidronat: Aralıklı kullanım şeklinde önerilen bu
ilaç günümüzde daha etkin bifosfonat türevlerinin kullanıma girmesi ile ve uzun
dönemde etkinliği de tam olarak kanıtlanmadığı için osteoporoz tedavisinde tercih
edilmemektedir.
Alendronat: Güçlü bifosfonatlardan olan bu ilacın
kırığı olan ve olmayan postmenopozal dönemdeki kadınlarda kırık ortaya çıkma olasılığını
azalttığı gösterilmiştir. Yine yaşlılığa bağlı osteoporozun tedavisinde de etkili
bir ilaç olan alendronatın omurga ve özellikle de kalça kırıkları üzerinde etkili
olduğu çalışmalarda gösterilmiştir. Erkek osteoporozu tedavisinde ve kortizon kullanımına
bağlı osteoporozun tedavisinde de etkili olduğu gösterilmiştir. Günlük (10 mgr)
ve haftalık (70 mgr) kullanım şeklinde uygulama yapılabilmektedir. Ayrıca haftalık
kullanılan aledronat preperatlarının haftalık D vitamini ihtiyacını karşılamak amacı
ile 2800 IU D vitamini içeren şekli de bulunmaktadır.
Risedronat: Bu ilaç da osteoporozun önleme ve tedavisinde
önerilen yaygın kullanılan bifosfonatlardandır. Alendronat gibi erkeklerdeki osteoporozun
tedavisinde ve kortizona bağlı osteoporozun önleme ve tedavisinde de önerilmektedir.
Osteoporozun önleme ve tedavisinde günlük 5 mgr ya da haftalık 35 mgr şeklinde kullanılmaktadır.
İbandronat: Postmenopozal osteoporozun tedavisinde
ve önlenmesinde onayı olan İbandronat aylık kullanım şeklinde uygulan bir bifosfonattır.
Özellikle omurga kırıklarını azalttığı çalışmalarda gösterilmiş olan İbandronat
önleme ve tedavide aylık 150 mgr olarak önerilmektedir.
Zoledronik Asit: Dünyada osteoporoz tedavisinde kullanımı
2007 yılında onaylanmış ülkemizde de onaylanma süreci tamamlanmak üzere olan Zoledronik
asit yılda bir kez damar yolu ile uygulanabilen ilk ve tek osteoporoz ilacıdır.
Bifosfonatların genel yan etkileri: Osteoporoz tedavisinde
kullanılan bifosfonatların tümünde
kemik, eklem ve kas ağrısı şeklinde yan etkiler ortaya çıkabilmektedir. Ağızdan
alınan ilaçlarda
mide ve barsak sistemini ilgilendiren bulantı,
yutma güçlüğü,
midede yanma, yemek borusunda tahriş ve yanma,
midede ve yemek borusunda ülser gibi yan etkiler görülebilir.
Kullanım konusunda dikkat edilmesi gereken kurallara uyularak bu yan etkilerin
bir kısmı azaltılabilmektedir.
Damar yoluyla uygulanan bifosfonatlarda grip benzeri yan etkiler (ateş,
eklem ağrısı, boğaz ağrısı) enjeksiyonu takiben 2-3 gün süre ile ortaya çıkabilmektedir.
Bu yan etki İbuprofen ve Parasetamol kullanımı ile kontrol edilebilmekte ve tekrarlayan
enjeksiyonlarda görülme olasılığı azalmaktadır. Çene kemiğinde osteonekroz denilen
doku ölümü ortaya çıkması özellikle damar yolu ile uygulanan bifosfonatlar sonrasında
ve büyük ölçüde de kanser hastalarında yapılan uygulamalar sonrasında ortaya çıkmaktadır.
Hafif ve orta dereceli böbrek yetmezliği olanlarda kullanılabilir. İleri derecede
böbrek yetmezliğinde önerilmemektedir.
KALSİTONİN: Vücudumuzda da salgılanan osteoklast
denilen kemik yıkımı yapan hücrelerin etkisini ortadan kaldıran bir hormon olan
kalsitonin osteoporoz tedavisinde uzun zamandan bu yana kullanılmaktadır. Salmon
kalsitonini insan kalsitoninine göre 40-50 kat daha güçlüdür ve ilaç tedavisi olarak
önerilen şekil budur. Bu ilaç burun yoluyla (nasal kullanım) ya da enjeksiyon şeklinde
kullanılmaktadır. Diğer ilaçlardan farklı olarak tam olarak bilinmeyen bir mekanizma
ile omurga kırığı sonrasında ortaya çıkan şiddetli ağrının tedavisinde etkili olduğu
için özellikle osteoporoza bağlı omurgasında çökme şeklinde ani kırığı olan hastalarda
tercih edilmektedir.
STRONSİYUM RANELAT: Bu ilaç hem kemiğin yıkımını
azaltır ve hem de yapımını arttırır. Bu çift yönlü etkisi ile diğer ilaçlardan farklıdır.
Günlük 2 gram saşe formunda preperatları mevcut olan bu ilacın emilimi yiyeceklerle
ve süt ve süt ürünleri ile azalabildiği için yemek aralarında alınmalıdır. En çok
önerilen kullanım şekli yatmadan önce ve akşam yemeğinden iki saat kadar sonra alınmasıdır.
Stronsiyum ranelata bağlı yan etkiler hafif ve geçicidir ve en sık olarak mide
bulantısı ve diyare görülmektedir. Tedavinin başlangıcında görülen bu yan etki daha
sonra ortadan kalkabilmektedir. Venöz tromboembolizm riskinde artış bildirilmesine
karşın direkt olarak bu ilacın kullanımı ile nedensel ilişki saptanamamıştır. Ancak
bu konuda risk faktörleri olan ve geçmişte venöz tromboembolizm öyküsü bulunan hastalarda
kullanımında dikkatli olunmalıdır.
PARATHORMON: Parathormon ve onun analoğu olan teriparatid
ilerlemiş osteoporozun tedavisinde son yıllarda kullanılmaya başlanmış olan bir
ilaçtır. Uygulama bacak bölgesi ya da karın duvarından yapılan cilt altından enjeksiyonlar
şeklinde olmaktadır. Kullanımı önerilen hasta grubu ileri osteoporozu ve buna bağlı
kırığı olan, daha önceki osteoporoz tedavilerinden fayda görmeyen ya da bunları
kullanamayacak durumda olan ve ileri osteoporozu olan hastalardır. En sık görülen
yan etkiler mide bulantısı, bacak krampları ve sersemliktir. Parathormon tedavisinin
kullanılmaması gereken durumlar olarak kan kalsiyumunun yüksek olması, primer osteoporoz
dışında bir metabolik kemik hastalığı olması (hiperparatiroidizm, Paget hastalığı),
açıklanamayan alkalen fosfataz yüksekliği, iskelet sistemini tutmuş olan bir kanser
ya da kemiğe metastaz yapmış bir kanser hastalığının olması ve radyoterapi tedavisidir.
Şiddeti böbrek yetmezliği de bu tedavinin kullanılmaması gereken durumlardandır.
Hayvan çalışmalarında yüksek dozda teriparatidin uzun süreli kullanım sonrasında
osteosarkom denilen kemik kanseri görülme sıklığını arttırdığı bildirilmiştir. İnsan
çalışmalarında bu yan etki gösterilememiştir. Buna rağmen Dünya Sağlık Örgütü bu
tedavinin kullanımına en fazla iki yıla kadar izin vermiştir. Osteoporoz tedavisinde
önerilen toplam kullanım süresi olarak 18 aydır.TEDAVİNİN ETKİNLİĞİ VE TEDAVİYE UYUM
Osteoporoz tedavisi uzun süreli bir tedavidir. ayrıca
her bir ilaç farklı şekillerde kullanılmaktadır. İlaçtan beklenen yararın sağlanabilmesi
için önerildiği şekilde ve sürede alınması önemlidir. Bunun yanında özellikle yeterli
kalsiyum ve D vitamini alınması için beslenme, güneş ışığından yararlanma, düzenli
egzersiz ve düşmelerden korunma da tedavi planı içinde mutlaka yer alması gereken
unsurlardır. Tedavi etkinliliğinin saptanması düzenli olarak yapılan kemik yoğunluk
ölçümleri ile grafilerle yapılan kırık takipleri ile (omurga kırığı açısından) olmaktadır.
Ayrıca aralıklı kan ve idrar tahlilleri ile de tedaviye uyum ve kemik metabolizmasının
durumu izlenmektedir.
|